Gandhi ve Vehbi Koç Aynı Kişi…
Avukatlık mesleğini icra etmek üzere birinci sınıf biletini cebine koyan Gandhi, Afrika’da bindiği trende biletleri kontrol eden adamın takındığı tavırla şok geçirir. Görevli küçümseyen bir tavırla, ten rengi siyah olanların ancak üçüncü mevkide yolculuk yapabileceğini söyler. Gandhi’ye iki şans tanır: Ya üçüncü sınıfa geçecek ve yolculuğuna orada devam edecek ya da trenden inecektir. Gandhi her ne kadar Londra’da baroya kabul edilmiş saygın bir avukat olduğunu anlatsa da fayda etmez. Üçüncü mevkiye geçmeyi de reddedince ilk istasyonda trenden atılır ve bu tecrübe hayatının geri kalanını etkiler. Vehbi Koç’u motive eden neydi bilinmez ama sonuç aynı…
Bir tarafta işini geliştirmeyi, tutumluluğu ve çok çalışmayı hayatının merkezine koyan Koç, diğer tarafta idealize ettiği dünya görüşüne bağlı kalmayı, bu görüşe uymayı ve harfiyen bunu yaşamayı ölene kadar bırakmayan Gandhi… İkisi arasında nasıl bir benzerlik var? İkisi de zihinlerinde yarattıkları yapıya uygun yaşamayı kural haline getirebilecek iradeye sahiplermiş. İkisi de o yapının sadece hayallerinde yaşattıkları bir resim olmadığını ispat etmek için örnek teşkil etmeleri gerektiğini anlamışlar. Gandhi, tam anlamıyla iman edip, o hayali gerçekleştirebilmek için gerekenleri kendisi yapmadığı takdirde, başkalarının hiç yapmayacağını idrak etmiş. Koç da böyle. İşe en erken gelen kendisi olmasaydı başkaları kimi örnek alabilirdi? Kendisi tutumlu olmasaydı başkalarının tutumlu olmasını nasıl bekleyebilirdi? Gandhi, pahalı İngiliz dokumalarını reddedip, kendi eliyle dokuduğu kumaşları örtünmeseydi ve yarı çıplak yaşamasaydı, ülkesinin içinde bulunduğu fakirliği insanlarına nasıl anlatabilirdi? İnsanlara doğruyu anlatırken yanlışı göstermenin imkansızlığını Gandhi ve Koç, her ikisi de kavramıştı. Yine de…
İkisini aynı kişi yapan sadece kavrayışlarından ibaret değil, çünkü kavramış olmak yeterli değil. Her ikisi de kavradıkları gerçeğe uygun yaşamalarını sağlayan, hayranlık uyandıran bir iradeye, her insanda rastlanmayan bir tutarlılığa sahipmiş. Her ikisi de kendilerini benlikte ve bilinçte bulmuşlar. Kendilerini örnek göstererek inançlarını tavizsiz bir şekilde çevrelerine dayatmışlar. Bu anlamda Vehbi Koç ve Gandi aynı kişidir.
Bir Gandhi hikayesi…
Müslümanların temsilcisi, “İngiliz’lere karşı şiddet kullanmak gerekli,” der ve ekler: “Göze göz!” O sırada çömelmiş oturmakta ve yere bakmakta olan Gandhi başını yavaşça kaldırırarak konuşur: “Her göz için bir göz alırsak tüm dünya kör kalır.”
Bir tane de Vehbi Koç efsanesi…
Vehbi Koç ölmeden evvel oğlu Rahmi’yi çağırıp, “Beni mezara mutlaka çoraplarımla gömeceksiniz, yoksa hakkımı helal etmem” diye vasiyet etmiş ve bir de mektup vermiş. “Bu mektubu ben öldükten sonra ilk başın sıkıştığında açarsın” demiş.
Gün gelmiş Vehbi Koç Hakkın rahmetine kavuşmuş. Oğlu, vasiyeti gereği babasını çoraplarıyla gömmek istemiş. Fakat camiinin imamı bunu kabul etmemiş, “İlle de çoraplar çıkacak, yoksa namazı kıldırmam” demiş. Başka bi imam getirmişler ama nafile, “Dinimize ters” diyerek o da kabul etmemiş. Başka bi hoca daha. Yok. O da kabul etmemiş.
Rahmi Koç çaresizlikten kıvranıyomuş. Düşünmüş taşınmış ama bi çözüm bulamamış. Birden aklına, babasının “ilk başın sıkıştığında açarsın” dediği mektup gelmiş. Rahmi Bey hemmen mektubu bulup heyecanla açmış. Mektupta aynen şöyle yazıyormuş: “Gördün mü oğlum Rahmi! Ben ki Türkiye’nin en zengin adamıyım. Ama mezara bir çorap dahi götüremedim. Eee, hani nerede benim zenginliğim?”
Yukarıdaki efsaneyi burada okudum. Tavsiye ederim ![]()