Sana Tanrı’ya İnanma Diyemem…


“Sana Tanrı’ya inanma diyemem. Kimse dememeli.” Sonra, sigarasından bir nefes çekmiş ve gözleri uzaklara dalmıştı. Ne demek istemişti? Uyandığında hala bunu düşünüyordu. Sözleri bir kez daha yankılandı zihninde:

“Sana Tanrı’ya inanma diyemem. Diğer yandan inan da diyemem. Kimse dememeli. Bu bir kabul edişten çok, bilgiyi arzulamak ve aramak anlamına gelmeli, bilinçli bir karar olmalı. Bilinç nedir bilir misin?”

Hayır, bilmiyordu. Kelimeyi yıllardan beri sayısız kez işitmiş ve kullanmış olmasına rağmen bilmiyordu. Ses tekrar yankılandı, “Aklında bir yerlerde, mikroskobik bir yün yumağı gibi duran, sadece sana ait bir anlamı olmalı. Bunca yıllık yaşamında görerek, duyarak, ölçerek, biçerek oluşturduğun ve içselleştirdiğin bir anlamı olmalı.” Kafasında bu sözler dolanırken kedisi geldi ve geri vitese takıp park eden bir araç gibi yanaşarak bacaklarına sürtündü. Acıkmış!

Yavaş hareketlerle mutfağa gitti. Çıplak ayakları fayansın soğukluğunu beynine aktarıyordu. Kuru kedi mamasını yemek kabına boşaltırken, gözü karıncalara takıldı. Her zaman ki gibi, yer yer tek, yer yer çift sıra oluşturarak yuvalarına yemek taşıyorlardı. Sağ ayağının hafifçe yanmasıyla aşağı baktı. Dev bir yiyecek deposu bulduğunu sanan karınca, ayağını iştahla ısırmıştı. Sinirle onu ayağından uzaklaştırdı ve telefona uzanırken söylendi, “Bu bardağı taşıran son damla! Kraliçeye ölüm!”

Information and Links

Join the fray by commenting, tracking what others have to say, or linking to it from your blog.